Sitede Ara

Anneler kendi başlarına çocuklarında işitme kaybı olup olmadığını anlayabilmeleri için evde uygulanabilen bazı testlere başvurabilirler. Bunlar işitmenin normal olduğunu göstermezse, iki kulaktan herhangi birinde sorun olduğundan kuşkulanmak gerekir.

Bir bebeğin doğar doğmaz ağlaması, evrensel bir dilin ürünüdür. Anne karnındayken bulunduğu sıcak, yumuşak ve güvenli bir ortamdan soğuk ve gürültülü bir ortama geçiş çok ani olmakta, çoğu bebek buna uyum sağlayamamaktadır. Yenidoğan ağlayarak yaşadığı olumsuz deneyimini dışarıya yansıtmaktadır. Anneler zamanla bu ağlama tepkisinin bebeklerdeki öneminin ve anlamının farkına vararak sözel iletişim becerisinin ilk ürünü olduğunun ayrımını yaparlar. Çevresindeki insanlar arasında sözel iletişimde egemen olan anadil ortamı, bebeğe uyması gereken sözel iletişimin kurallarını öğretecektir. Ağlayarak başlayan sözel iletişim becerisini geliştirmek için bebeğin biyolojik açıdan donanımlı olması gerekir. Çevresindeki dil ortamının farkına vararak gerekli olan becerilerin kazanılması için, önce işitilen seslerin merkezi sinir sistemi tarafından algılanması, ardından bu seslerin taklit edilerek ağız ve dil gibi birçok organ tarafından tekrardan üretilmesi gerekir. Bu anlamda zihinsel ve motor becerilerde gerilik (motor-mental retardasyon) ile iletişimsel becerilerde gelişimsel yetersizlikler (otizm), merkezi sinir sisteminin konuşmayı öğrenme üzerine olumsuz etkisini göstereceği nitelikte bozukluklardır. Bebeğin çevresinde konuşulan dili duyarak konuşmayı öğrenmesi sürecinin önündeki diğer bir engel, kalıcı tip işitme kaybıdır. İşitme duyusu, doğuştan itibaren bireylerin bilişsel ve motor gelişiminde, iletişim ve davranışsal becerilerinde, eğitim ve diğer insanlarla iletişimlerinde önemli rol oynamaktadır. Doğumsal işitme kayıplarının yaklaşık %70'i kalıtımsal kökenlidir. Daha küçük bir bölümü ise doğum öncesi veya sırasında ortaya çıkan hastalıklara bağlı olarak gelişebilir. Doğumsal işitme kayıplarının yüzde 80-90’ı iç kulak kökenlidir ve tanısı fizik muayene ile konamaz. Ancak işitme kaybı elektronik cihazlar kullanılarak uygulanan objektif testlerle, yani alet marifeti ile saptanabilir. İç kulağı etkileyen ve doğuştan gelen işitme kayıpları sıklıkla 2 kulağı hemen hemen eşit düzeyde tutar. Bu tip işitme kayıpları genellikle iç kulakta (kokleada) işlev gösteren enzimleri tutan kalıtsal bozuklukların (mutasyon) sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bu işitme kayıplarının günümüz koşullarında tedavisi mümkün değildir. Dolayısıyla doğuştan gelen iç kulak tipi işitme kaybını tedavi etme veya ortadan kaldırma olanağımız bulunmuyor. Yani herhangi bir ilaç kullanımı veya cerrahi girişim ile 
işitme kaybının iyileştirilmesi söz konusu değildir. Bu tarzda işitme kalıcı ve 2 kulağı tutan ağır işitme kayıplı bebeklere en kısa zamanda işitme cihazı veya koklear implant uygulanmaktadır. Böylece hem konuşma seslerine en fazla duyarlı olduğu yaşamın ilk 3 yılında beyin konuşma seslerinden yoksun bırakılmamakta, hem de doğuştan ortaya çıkan işitme engeli yüzünden bebek konuşma engelli olmaktan kurtulmaktadır.

BAĞIMLILIK İLK 3 YAŞTA BAŞLAR

Konuşmanın öğrenilmesinde kritik bir dönemin var olduğu düşünülmektedir. Aslında anne karnındaki bebeğin iç kulağı (koklea) normal sağlıklı bir yetişkin kadar gelişmiştir. Fakat insan beyni doğduktan sonraki süreçte çok hızlı bir gelişme gösterir ve sinir hücreleri birbirleriyle iletişim kurmaya başlar. Bir anlamda beyin, sinir hücrelerinden hangilerinin kalıcı olacağına, hangilerinin olmayacağına erken dönemde aldığı uyarılara göre karar verir. Bu nedenle bebeğin sözel iletişim becerisinin gelişiminde birinci yıl en kritik olmak üzere, ilk 3 yılın önemi büyüktür. Erken dönemde konuşma ve benzeri sözel uyarılarla karşılaşan bebeğin beyninde ilgili sinirsel bağlantılar (sinapslar), aktif ve işler kalacaktır. Ancak bu sözel uyarılar yerine bilgisayar, tablet veya cep telefonundaki hareketli görüntülerin büyüsüne kapılan bir bebeğin beyin gelişimi olumsuz etkilenecektir. İlk 3 yılda bebekler sözel iletişim yerine, etkileyici nitelikte hareketli ve renkli görüntülerle karşılaşırsa, çoğu bebeğin sözel iletişim becerisine ve beyin gelişimine olumsuz etkisinin olabileceği bilinmelidir. Dolayısıyla, bebeklerin ilk 3 yıllarında elektronik görsel araçlarla karşılaşması, sadece sözel gelişimini olumsuz olarak etkilemekle kalmayacak, aynı zamanda zamanla gelişecek bilgisayar ve hareketli görüntü bağımlılığının habercisi de olacaktır.

İŞİTME KAYBI TARAMASI NE İŞE YARAR?

Ülkemizde yılda yaklaşık 1.290.000 bebek doğmakta ve bunların içinde her bin bebekten üçü ileri derecede işitme kaybı ile dünyaya gelmektedir. Yoğun bakım ünitelerinde kalan bebeklerde beklenen işitme kaybı oranı, yüzde 4-5’lere kadar çıkmaktadır. İşitme kayıplı bebeklerin erken dönemde saptanması ve rehabilitasyon programına alınması, bu bebeklerin anadil edinimi ile psikolojik, sosyal ve bilişsel gelişimlerinin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çocuklar erkenden tanındığı ve gerekli yaklaşım uygulandığı takdirde, yaşam boyu sürebilecek özel rehabilitasyon 
gereksinimi olan bireyler olmaktan çıkarak bağımsız ve üretken bir konuma erişebilirler. Daha önceden ülkemizde doğuştan işitme kayıpları çoğunlukla 3 yaş civarında saptanabilmekteydi. İşitme engeli ve erken tanı yöntemleri hakkındaki bilgi yetersizliği ve erken tanı sağlayan teknolojilerin yaygın olmaması tanı yaşını geciktirmekteydi. Oysa 2004 yılından itibaren Türkiye’de doğumevlerinde doğan her bebeğe rutin olarak erken tanı için elektronik testler uygulanmaktadır. Böylece ülkemizde doğan her bebeğin hastaneden çıkmadan önce işitme taramasına alınması; testler sonucunda kuşku duyulması halinde 3 ay içerisinde tanısal testlerinin tamamlanması; işitme kaybının saptanması durumunda ise 6 aya kadar cihazlandırma ve rehabilitasyona başlanması hedeflenmektedir. Doğar doğmaz işitme kaybının varlığı kesinleşen bir bebeğe gerekirse ilaç tedavisi, bu tedaviden yarar sağlanmadığı takdirde, zaman kaybetmeden işitme cihazı veya koklear implant uygulanmaktadır. Böylece özellikle konuşma seslerine en fazla duyarlı olduğu yaşamın ilk üç yılında beyin konuşma seslerinden yoksun bırakılmamış olur. Bu nedenle, ülkemizde 2004 yılından itibaren uygulanan, Ulusal Yenidoğan İşitme Taraması programının temel hedefi, doğar doğmaz işitme kaybının taramadan geçirilmesi ve en geç ilk 6 ay içinde, bebeğe özel seçilmiş işitme cihazı uygulamasıyla birlikte bebek ve ailesi için özel eğitim sürecinin başlatılmasıdır.

YÜK ANNE BABANIN ÜZERİNDE

Bir bebekte işitme kaybı varsa, erken tanı konur ve tedavi edilirse, uygun dil gelişimine paralel olarak zihinsel, sosyal ve ruhsal gelişimi de olumlu yönde seyredecektir. Doğduktan sonra en geç 6 ay içinde işitme engeli tanısı konulan ve işitme cihazı uygulanıp özel eğitime alınan bebeklerin konuşma becerisinin normal işiten yaşıtlarına yakın düzeyde geliştiği anlaşılmıştır. Oysa işitme engeli ile doğan ve bu engeli zamanında fark edilmeyen bir bebeğin dil ve iletişim becerisi gelişme göstermez ve bununla birlikte zihinsel, sosyal ve ruhsal gelişimi belirgin biçimde yavaşlar. Özellikle doğuştan işitme kayıplı çocuklar olmak üzere tüm işitme engelliler, konuşma alanında yaşadıkları kısıtlılıklar dolayısıyla psiko-sosyal alanda birçok olumsuz etkiye maruz kalabilmektedir. Sosyal-duygusal gelişim önemli oranda iletişime bağlı olduğundan, doğuştan beliren işitme engeli, sosyal uyum ve iletişim kurma becerilerini olumsuz etkileyen bir durumdur. Yaşanan bu sözel iletişim engeli, bilişsel gerilikle birlikte duygusal sorunları beraberinde getirmekte ve devamında sosyal izolasyon ve düşük özgüvene de neden olabilmektedir. Doğuştan değil ancak okul öncesi dönemde gelişen işitme kayıplarına yönelik bir tarama testi henüz ülkemizde yürürlükte değildir. Sağlık Bakanlığı, okul öncesi döneme yönelik işitme testlerini organize etmek üzere hazırlıklar yürütmektedir. Ancak bu konuda yük, anne ve babaların üzerindedir.  Anne-babalar, eğer aşağıda özetlenen şekilde dikkatli gözlemde bulunurlarsa, çocuklarında sonradan gelişebilecek işitme kaybını fark edebilirler:

EVDE DE DUYMA TESTİ YAPILABİLİR

Anneler kendi başlarına çocuklarında işitme kaybı olup olmadığını anlayabilmeleri için evde uygulanabilen bazı testlere başvurabilirler. Bunlar işitmenin normal olduğunu göstermezse, iki kulaktan herhangi birinde sorun olduğundan kuşkulanmak gerekir. Evde annelerin yapabileceği nitelikte basit duyma testleri şu şekilde 
özetlenebilir: Çocuğunuz henüz uykuya dalmak üzereyken önce sağ kulağının üzerine yatırın. Bir metrelik mesafeden normal konuşma sesi tonunda «a, e, i, o, ö, s ve ş» seslerini çıkarın. Çocuk, üstte kalan sol kulağıyla bu sesleri duyup gözünü açarak tepki vermesi, sol kulağıyla işitmesinde önemli bir sorun olmadığının göstergesidir. Ardından aynı işlemi bu kez bebeği sol kulağı üzerine yatırarak sağ kulağının işitmesini kontrol etmek için aynı sesleri çıkararak tekrarlayın. Bu basit testler, doğumdan itibaren her yaş döneminde yapılabilir. İlk 6 aylık döneminde, bebeğiniz, annesinin çıkardığı sese yöneliyor ve sesin kaynağını arama çabası gösteriyor mu? Genellikle bebekler 4, 5 ve 6’ncı aylarda yattığı yerden annelerinin sesini duyduklarında anneye yönelirler. Yönelme olmuyorsa işitme kaybı belirtisi olabilir.  9’uncu ayından sonra bebeğiniz ismi söylendiğinde bakıyor mu, ilgi gösteriyor mu? 9 aylık olduktan sonra ismine tepki vermeyen bir bebeğin işitmesiyle ilgili bir sorununun bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. İsmine ilgi göstermeyen çocuklarda, işitme kaybı veya iletişim kurma sorunları olabilir. Çocuğunuz 9, 10 veya 11’inci aylarda sizin çıkarttığınız herhangi bir sesi çıkartmak için çaba gösteriyor mu? Bu çabaları göstermiyorsa işitme kaybı olabilir. Çocuğunuz 20-24 aylık olduğunda anlaşılabilir ve yerinde kullanılan bir sözcüğün üretilmiş olması beklenir. Aksi durum, işitme kaybı veya gelişim geriliği belirtisi olabilir. 28 ve 32 aylardaki bir çocuğun 2-3 kelimelik cümleler kurabilmesi beklenir. (Bu gözlenmiyorsa işitme kaybı, gelişim geriliği, otizm 
gibi iletişim kurma sorunları olabilir.) Ülkemizde doğum yapan annelerin bilmesi gerekir ki, artık hastane veya doğumevlerinde doğan tüm bebekler doğumdan itibaren ilk 48 saatte işitme taramasından geçmektedir. Ancak hastanede doğum yapmasına karşın bebeği tarama testine tabi tutulmayan annelerin bu yönde bilinçli olması ve bebeklerini tarama yapılan referans merkezlerine götürmeleri önerilir. Doğduktan sonra çıkabilecek orta veya iç kulak kökenli hastalıklarda ise anne ve babalar duyarlı davranarak çocuklarındaki dil gelişiminin normal işitenlerin aşamalarına uygun olup olmadığını izlemeli ve kontrol etmeli; gerektiğinde kulak burun boğaz hekimi, odyolog veya çocuk gelişimcisine danışmalıdır. Bebeklerin ilk 3 yıllarında elektronik görsel araçlarla karşılaşması, sadece sözel gelişimini olumsuz olarak etkilemekle kalmayacak, zamanla gelişecek bilgisayar ve hareketli görüntü bağımlılığının da habercisi olacaktır. 

PROF. DR. M. BÜLENT ŞERBETÇİOĞLU