Sitede Ara

Yaşadığımız sağlık sorunlarıyla ilgili merak ettiğimiz çok soru var. Doğru cevaplara ulaşmak ise sanıldığı kadar zor değil. Doktorunuz sizin için cevaplıyor...
Yorgunluk hangi hastalıkların belirtisidir?
Uzm. Dr. Derya Arğun

Yorgunluk hissi ciddi bir hastalığın ilk habercisi olabilir. Sık rastladığımız nedenlerden biri anemi yani kansızlıktır;  ki genelde 
demir eksikliği veya B12 vitamini eksikliği nedeniyle gelişir. Bir diğer sık rastlanan neden D vitamini eksikliğidir. Özellikle güneşten yeterince faydalanamadığımız sonbahar ve kış mevsimlerinde kronik yorgunluk ile başvuran hastalarımızda tesbit ettiğimiz klinik tablodur. Hipotiroidi, yani tiroid bezinin normalin altında çalışması metabolizmanın yavaş çalışmasına neden olur ve bu durumda yorgunluk ve halsizlik gelişir. Uyku apnesi sendromu nedeniyle, uykusunda anlık solunum durması yaşayan kişiler derin uykudan farkında olmadan uyanırlar. Toplam 7-8 saat uyuduğunu sansalar da aslında 1-2 saat uyku uyumuş olurlar. Bu da kişinin sabah yorgun uyanmasına ve gün içerisinde sürekli halsizliğine yol açar. Kronik böbrek, karaciğer, kalp hastalıkları, kanserler ve diyabet (şeker hastalığı) uzun süren ve açıklanamayan yorgunlukta akla gelmesi gereken hastalıklardır. Depresyon, çoğu zaman klinik tanı almamış olsa da, tekrarlayan halsizlik ve yorgunluk sebebidir. Aşırı alkol, kafein ve sigara tüketimi de yorgunluğa yol açabilir. Son olarak, tedavi amaçlı kullandığımız ilaçların bazıları (depresyon ilaçları, alerji ilaçları, anksiyete giderici ilaçlar, hipertansiyon ilaçları vb.) da kişinin halsizliğine ve yorgunluğuna sebebiyet verebilir.

Karaciğer yağlanması kalbimi etkiler mi?
Yrd. Doç. Dr. Mustafa Salih Akın

Karaciğer yağlanması, kronik karaciğer hastalığının yaygın nedenlerinden biridir. Alkole bağlı ve alkole bağlı olmayan olarak ikiye ayrılabilir. Fazla vücut ağırlığı olan bireyler (obezite), koroner arter hastalığı, insülin direnci, diyabet, hipertansiyon, kan yağlarında yükseklik ve alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması gibi kronik hastalıklara yatkın hale gelir. Bu bireylerde karaciğer yağlanmasının; tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalığın ortaya çıkışından daha önce meydana geldiği gösterilmiştir. Kardiyovasküler hastalık ile kuvvetli bir ilişkisi olduğu için, karaciğer yağlanması olan hastaların kardiovasküler hastalık açısından takip edilmeleri önemlidir.

Menopoza giren biri nasıl bir yol izlemelidir?
Op. Dr. Ayfer Özbek

Adet görmeden geçen zaman bir yıl olmuşsa kadın menapoza girmiş kabul edilir. Ülkemizde ortalama menopoza girme yaşı 4648 civarındadır. Jinekolojik muayene ve hormon tetkikleri sonucunda tanı konulur. Vajinal smear alınır, meme muayenesi yapılır. Meme ultrasonografisi, mammografi istenir. Kemik mineral yoğunluğu değerlendirilir. Kan biyokimya tetkikleri istenir, değerlendirilir. Özellikle kemik dokusu ve kalp damar sistemi bu süreçten olumsuz etkilenir. Kişinin yaşam stili ve alışkanlıkları doktor ile birlikte gözden geçirilmelidir. Düzenli egzersiz yapmak; kemik erimesini azaltacak, metabolizmayı hızlandıracak, kilo kontrolü sağlayacak ve efor kapasitesini artıracaktır. Bu dönemde yağlı ve şekerli yiyeceklerin tüketimi azaltılmalıdır. Hayatın farklı bir dönemine geçiş yapıldığınını farkında olmak ve gereken takipleri yapmak daha uzun yaşamak için gereklidir. 

Sarımsak ve limonun yüksek tansiyona iyi geldiği doğru mu?
Uzm. Dr. Mehmet Doğan

Evet. Özellikle limon ve sarımsağın tansiyonu bir miktar düşürdüğünü gözlemliyoruz. Birçok çalışmada bu etki gösterilememiş olmakla birlikte ilaçlar kadar olmasa da ‘Ben limon kullandım, tansiyonum düşecek’ rahatlığı bile tansiyonu bir miktar düşürebilir. Yalnız tansiyonun ani yükselmesi kadar ani düşüşü de tehlikeli olacağından, etkisi kanıtlanmış ve iyi bilinen tansiyon ilaçlarına öncelik verilmeli, mecbur kalındığında küçük bir destek amacıyla limon ve sarımsak kullanılması düşünülmelidir.

Sinir sıkışması ameliyatsız tedavi edilebilir mi?
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ağırman

Sinir sıkışmaları vücutta bir çok yerde karşılaşılabilecek bir problemdir. Kollarda en sık, el bileği (karpal tünel sendromu) ve dirsekte (ulnar tuzaklanma), bacaklarda ayak bileği (tarsal tünel sendromu) gibi yerlerde görülebilir. Hastalar genellikle uyuşma, karıncalanma, güçsüzlük gibi şikayetlerle hekime başvururlar. Sinir sıkışmalarının 
tanısı hastanın kliniği, muayene ve EMG (elektromiyografi) sonuçlarına göre konur. Tedavisi de her sinir sıkışmasında farklıdır. Olgular sıkışmanın derecesine göre takip edilir. Bununla birlikte, hastanın muayene bulguları da tedavi sürecini değiştirebilir. Ameliyat genellikle ileri ve/veya ilerleyici vakalarda uygulanır. Ancak hastaların çoğu bu seviyenin altındadır ve konservatif dediğimiz koruyucu tedavilerden fayda görürler. Bu tedavilerin içerisinde ilaç kullanımı, fizik tedavi uygulamaları ve enjeksiyon tedavileri bulunmaktadır.  

Katarakt bir gözden diğerine geçer mi?
Doç. Dr. Fevzi Şentürk
Bu, göz sağlığıyla ilgili doğru bilinen yanlışlardan biridir. Katarakt, bulaşıcı değildir. Bir gözden diğerine geçmez ancak çoğunlukla çift taraflıdır. Bir de yaşlılığa bağlı olarak ortaya çıktığı için genelde iki gözde de görülür. Yaşın ilerlemesiyle ortaya çıktığı için nasıl saçımız beyazlaşıyorsa lensimiz de opaklaşır. Sadece asimetrik olabilir. Birinde azken diğerinde daha çok rastlanabilir. 
 
Doğuştan kalp hastalığı olan çocuklarda ne gibi belirtiler görülür?
Doç. Dr. Abdullah Erdem

Doğuştan kalp hastalığı olan bebeklerde çoğu zaman ailenin fark edebileceği ancak bazen de rutin muayenede bebeği muayene eden doktorun fark edebileceği belirtiler olabilir. Yeni doğan bebeklerin el ve ayak tırnak yataklarında hafif morluk olabilir bu illa ki bir kalp hastalığına işaret etmez ancak yüzünde, göz çevresinde, ağız içinde, dilde ve tüm vücudunda morluk var ise dikkatli olmak gerekir. Bebekler erişkinlere göre daha hızlı nefes alıp verirler. Bu nefes alıp verme sayısı dakikada altmışın üzerinde olduğunda kalp hastalıkları ve solunum yolu hastalıkları açısından dikkatli olmak gerekir. Nefes alıp verme sırasında başın hareket etmesi, burun kanatlarının oynaması veya inleme sesi nefes alıp vermenin zorlu olduğunun gösterir ve bu da altta yatan bir kalp hastalığının işareti olabilir. Beslenme sırasında terleme, kısa süre içinde emmeyi bırakma, ayına göre istenilen 
kiloyu alamama yine altta yatan bir kalp hastalığına işaret edebilir. Daha büyük çocuklarda büyüme gelişme geriliği, çabuk yorulma, zaman zaman oyun oynarken çömelme isteği gibi belirtiler ile karşılaşılabilir. Yine spor yaparken veya yüzerken bayılma olması çocuklarda kalp hastalıkları ve ritm bozuklukları açısından ciddiye 
alınması gereken bir ipucudur. Doğuştan kalp hastası bebeklerin en önemli belirtilerinden birisi de bebeği muayene eden hekimin bebeğin kalbinde normalden farklı bir ses duymasıdır. Üfürüm olarak ifade edilen bu durum bir kalp deliğinin veya kalp kapaklarındaki bir darlığın habercisi olabilir.

Kötü ağız kokusu neden oluşur?
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Güler

Halitozis olarak da adlandırılan kötü ağız kokusu toplumun büyük bir kısmında görülen; sistemik veya dişleri ilgilendiren bir sorun, sigara kullanımı, ilaç kullanımı gibi etkenlerin sonucu olarak ortaya çıkan 
uzun seyirli bir kötü koku varlığı durumudur. Nefesten veya ağız içerisinden kaynak alan bu kötü koku yalnızca kişinin kendisi tarafından fark edilebileceği gibi, çevre tarafından da fark edilerek sosyal ve psikolojik bir takım problemlere yol açabilecek kadar ileri boyuta da ulaşabilir. Uyku esnasında tükürük akışının fizyolojik azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan sabah kokusu ve gün içerisinde tüketilen bazı besinlerin ağızda bıraktığı hoş olmayan kokulardan farklı olarak sürekli olarak devam eden bu kötü ağız kokusu durumu, çoğunlukla altta yatan çok daha ciddi problemlerin göstergesidir.  Kötü ağız hiyenine bağlı dental plak ve besin artığı birikimi, diş çürüğü varlığı, diş eti hastalıkları (gingivitis, periodontitis vb.), kötü huylu bazı tümör oluşumları gibi ağız kaynaklı; şeker hastalığı, üremi, ilaç kullanımı gibi sistemik kaynaklı; ya da sigara kullanımı gibi kötü alışkanlık varlığına bağlı görülebilir. Hatta kokunun birden fazla sebebi olabilir. Halitozis varlığında bir diş hekimine danışılarak öncelikle problemin kaynağının profesyonel yardım ile tespit edilmesi büyük önem taşımaktadır.  Kötü kokunun geçici olarak maskelenmesini sağlamak yerine bu kaynağın ortadan kaldırılmasına yönelik bir tedaviyle ve iyi bir oral hijyen ile bu durumdan kalıcı olarak kurtulmak mümkün olmaktadır.