Sitede Ara

Tiroid, insülin, prolaktin ve daha birçoğu. Farklı organlar tarafından salgılanan bu hormonlar hayatımızın akışını etkileyebilecek güce sahipler.

Hormonlar endokrin sistemin bir parçasıdır ve kimyasal mesaj taşıyıcılar olarak tanımlanırlar. Bu maddeler hormon üreten bezler tarafından sentezlenir ve kan dolaşımı vasıtasıyla dokular ve organlara ulaşarak etki gösterirler. Hormonların kalp hızı, metabolizma, üreme, cinsel fonksiyonlar, büyüme ve gelişme, iştah, psikolojik durum gibi bir çok fonksiyon üzerinde etkileri vardır. İnsan vücudunun normal fonksiyonlarını yürütebilmesi için hormon düzeylerinin de normal olması gerekmektedir. Hem hormon fazlalığı, hem de azlığı ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Hayatımızda bu denli önemli yeri olan hormonlara biraz daha yakından baktığımızda farklı bilgilere ulaşıyoruz.

ŞEF ORGAN: HİPOFİZ BEZİ

Örneğin, ağırlığı bir gramdan daha az olan hipofiz bezi salgıladığı 6 hormon ile büyümeden üremeye, süt salgısından kilo kontrolüne kadar bir çok etki gösterebilir. ‘Şef organ’ olarak adlandırılan hipofiz bezi hormon üretmediğinde boy kısalığı, kadınların doğum sonrası süt üretememesi, cinsel hormon üretim yetersizliği, halsizlik, yorgunluk, tansiyon düşüklüğü, kan şekerinde düşme ile tiroid hormon eksikliğine bağlı kilo alma, saçlarda dökülme, üşüme ve kabızlık gibi bir çok duruma neden olabilmektedir. Hipofiz bezinin fazla miktarda hormon üretmesine neden olan tümörler de bir çok hastalığa neden olabilir. Prolaktinoma olarak adlandırılan hipofiz tümörleri prolaktinin fazla miktarda üretilmesini sağlayarak kadınlarda adet düzensizliği, infertilite ve memeden süt gelmesine, erkeklerde ise cinsel isteksizlik ve sertleşme problemlerine neden olabilir. Hipofiz bezinin büyüme hormonu sentezleyen tümörleri ise akromegali olarak adlandırılır. Bu hastalarda sık rastlanan bulgular ellerde ve ayaklarda büyüme, dişler arasında mesafenin artması ve çenede büyümedir. Seste kalınlaşma, gece horlama ve uyku apnesi de sıklıkla gözlemlenir. Hipofiz tümörleri, kortizol fazlalığına neden olduklarında cushing hastalığının ortaya çıkmasını sağlarlar. Bu durumda hasta hızla kilo almakta, karın çevresinde pembe-mor çatlaklar oluşmakta, yüzde kızarıklık ve şişkinlik ve ensede yağ birikimleri görülmektedir. Bu hastalarda sıklıkla psikolojik sorunlar ortaya çıkmakta ve uzun dönemde kemik kırıkları görülebilmektedir.

TİROİD ÖZENLE TAKİP EDİLMELİ

Endokrin sistemde önemli organlardan biri de tiroid bezidir. Tiroid hormon fazlalığı hipertirodizm olarak adlandırılır. Graves hastalığı ve fazla hormon üreten nodüllere bağlı ortaya çıkmaktadır. Her iki durumda da çarpıntı, kilo kaybı, sinirlilik, saçlarda dökülme, ellerde titreme, sıcaktan rahatsız olma gibi şikayetler görülebilmektedir. Bu durumların tedavisinde ilaç tedavisi kullanılmakla birlikte bazı durumlarda radyoaktif iyot tedavisi ve cerrahi de gerekli olabilmektedir. Tiroid hormon eksikliği ise hipotiroidizm olarak adlandırılır. En sık nedeni hashimoto hastalığıdır. Otoimmün yani vücudun kendi hücrelerini tahrip etmesi durumunda ortaya çıkan bu hastalık kilo alma, kabızlık, saçlarda dökülme, ciltte kuruluk, soğuk intoleransı ve nabzın düşmesi gibi şikayetlere neden olabilmektedir. Hipotiroidi, tiroid ameliyatı olan veya radyoaktif iyot tedavisi olan hastalarda da ortaya çıkabilir. Sebep ne olursa olsun tiroid hormonu içeren ilaçların düzenli olarak ve sabah yemekten en az 30 dakika önce alınmasıyla kanda tiroid hormonları yeterli düzeye çıkarılabilir. Bu hastalığın tedavisinde dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı tiroid hormonu içeren ilaçların alınmasından en az 4 saat sonrasına kadar demir veya kalsiyum içeren ilaçların alınmamasıdır. Ayrıca bu hormonların  gebelik dönemindeyken çocukların beyin gelişiminde çok önemli rolleri olduğu için planlı gebelik olması ve gebelik süresince tiroid hormonlarının yeterli olması için yakından ve özenli takip edilmesi gerekmektedir.

DİYABET BAZEN SİNYAL VERMEZ

Pankreas diyabet gelişiminde rolü olan önemli bir endokrin organdır. Diyabet hastalığı insülin eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hastalığın sık karşılaşılan 2 ana tipi vardır. Tip 1 diyabet genellikle çocuk ve gençlerde görülürken bu hastalıkta tek tedavi seçeneği insülindir. Tip 2 diyabet ise genellikle orta ve ileri yaşlarda görülmekte ve hastaların bir kısmı insüline ihtiyaç duymaksızın sadece ağızdan alınan tabletler ile tedavi edilebilmektedirler. Diyabet hastaları genellikle ağız kuruluğu, kilo kaybı, iştah artışı, çok yemek yeme, su içme, sık idrar yapma ve halsizlik gibi şikayetlerle başvurabilirler. Ne yazık ki bazı hastalarda ise hiç bir semptom olmayıp bu hastalar ani görme kaybı veya kalp krizi geçirdiklerinde diyabet olduklarını öğrenebilmektedirler. Sonuç olarak hormonlar elle tutulup gözle görülemeyecek kadar küçük olmakla birlikte hayatımızın akışını değiştirecek kadar büyük etkiler gösterebilmektedirler.