Sitede Ara

Kanserle savaşa aşı desteği

Kanser aşıları önceden, hastalıktan korunmak için uygulanırken şimdilerde dördüncü evreye ilerlemiş kanserlerde dahi tedavi amaçlı kullanılabiliyor.

Son yıllarda kanser tedavisinde ‘aşı’ da gündemde. Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapiden sonra kullanılan immünoterapi, kanser hücrelerinin gelişimini durdurabilir ya da yavaşlatabilir, metastaz yapmasını önleyebilir ya da kanser hücrelerinin ölmesi için bağışıklık sistemini güçlendirebilir. Kanser hastalarının ve yakınlarının merak ettiği ‘kanser aşıları’nı Medipol Üniversitesi Hastanesi tıbbi onkoloji hekimlerinden Doç. Dr. Özcan Yıldız’a sorduk.

Kanserde bağışıklık tedavilerinde son yıllarda yaşanan gelişmeler nelerdir?

Yakın zamana kadar kanser tedavisinin 3 temel yöntemi cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiydi. Ancak son yıllarda yeni 
bir tedavi yöntemi de konuşulmaya başlandı. Hatta bazı kanser türlerinde rutin kullanıma girdi bile. Aslında kanser hücrelerinin bağışıklık sistemimizin hücreleriyle temizlendiği fikri, ilk olarak 1909 yılında bu alanda Nobel ödüllü immünolog Paul Ehrlich tarafından ileri sürülmüştür. Kısaca ‘kanser aşıları’ dediğimiz bu yöntemler daha önce örneğin rahim ağzı kanserlerinden korunmak için uygulanırken şimdilerde dördüncü evreye ilerlemiş kanserlerde dahi tedavi amaçlı kullanılmaya başlanmıştır. Kanser aşılarıyla ilgili gerçekten baş döndürücü gelişmeler yaşanmaktadır ve neredeyse her ay yeni bir aşılama yöntemi ya da bağışıklık sistemimizi güçlendiren bir ilaç Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanmaktadır.

Kanser aşısının etkileri nelerdir?

Hemen hemen her kanser hastası ya da yakını kanser aşılarıyla ilgili sorular sormaktadır. İmmünoterapiyi ya da bağışıklık tedavisini vücudumuzun savunma sisteminin elemanları ile etkileşen ilaç uygulamaları ya da bağışıklık elemanlarının kanseri tanımaya yardımcı olabilecek manipülasyonları şeklinde tanımlayabiliriz. Son on yıl içerisinde bağışıklık sisteminin hücreleriyle kanser hücreleri arasındaki ilişkiler daha iyi anlaşılmış ve kanser hücrelerinin vücutta nasıl saklandığı belirlenerek buna yönelik yeni tedavi protokolleri geliştirilmiştir. İmmünoterapi kanser hücrelerinin gelişimini durdurabilir ya da yavaşlatabilir, metastaz yapmasını önleyebilir ya da kanser hücrelerinin ölmesi için bağışıklık sistemini güçlendirebilir. Monoklonal antikorlar, non-spesifik immünoterapiler, onkolitik virüs tedavileri, T-hücre tedavileri ve kanser aşıları bunlardan başlıcalarıdır.

Nasıl kullanılırlar?

Bu tedaviler cerrahi öncesi ya da sonrası, kemoterapi ve radyoterapi öncesi ya da sonrası kullanılabilirken kemoterapi ve radyoterapi sırasında da kullanılabilir. Tek başına aşı kullanılması tümör miktarının fazla olması ve tümör antijenlerinin açığa çıkmamış olması nedeniyle pek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle radyoterapi ve kemoterapiyle birlikte kullanılması daha olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Bazı aşılar kişiye özgü hazırlanırken bazı aşı özelliğindeki ilaçlar hazır olarak da hastaların kullanımına sunulmuştur. Örneğin ilerlemiş prostat kanserinde 2010 yılından bu yana kullanılan Sipuleucel-T kişiye özel olarak hazırlanıp vücuda uygulandığından hasta, bu aşıyı yapabilen özel laboratuvarların bulunduğu merkeze gitmek zorundadır. Böyle bir merkez ülkemizde henüz kurulmamıştır.

Peki bu yöntem ne kadar etkilidir?

Teorik olarak immünoterapi yöntemleri tümörün tamamını yok etmek üzerine tasarlanmıştır. Bazı olgularda bu hedefe ulaşılabilmesine rağmen her hastada başarı sağlanamamaktadır. Bunun nedenleri kapsamlı araştırma konusudur. 1960’larda Macfarlane Burnet ve Lewis Thomas bu durumu ‘immunesurveillance’ hipotezi ile açıklamış vücudumuzun T hücrelerinin kanserli hücreleri tanımadığından dolayı saldırıya geçmediğini ileri sürmüşlerdir. Bu olay kanserin daha da ilerlemesine neden olmaktadır. Ancak bir kısım ölümcül hastalarda dahi uzun süreli kanser kontrolü sağlanabilmektedir.

Bu tedavi şeklinin yan etkileri nelerdir?

İmmünoterapi tedavilerinin yan etkileri kemoterapinin yan etkilerine göre farklılık gösterir. Bilinçli olarak uygulandığında ölümcül yan etkileri kemoterapiye göre yarı yarıya daha az sıklıkta görülür. Zamanında teşhis edilip gereken tedaviler uygulandığında yönetilebilir yan etkiler gösterir.

Tedavi yöntemleri nelerdir?
Monoklonal Antikorlar

Vücudumuz kendimize zarar verebilecek bir takım tehditler algıladığında bu tehditlere karşı antikor adı verilen molekülleri yapar. Antikorlar infeksiyonlara karşı da üretilir. Monoklonal antikorlar ise belli antijenlere karşı laboratuvarda üretilen protein yapısında maddelerdir. Kanser antijenlerine karşı geliştirilen monoklonal antikorlar kanserli hücreleri bağışıklık sisteminin hücreleri tarafından tanınacak şekilde işaretleyerek yok edilmesini sağlarlar.

İmmünoterapi

Bir başka yöntem de bağışıklık sisteminin kanserli hücreler üzerinde bağışıklık hücrelerinin etkilerini azaltıcı fren sistemini ortadan kaldıran moleküllere yönelik ilaçlar uygulayarak kanseri tedavi etme yöntemidir. Son on yılda araştırıcılar PD-1/PDL-1 ve CTLA-4 isimli molekülleri keşfederek bu moleküllere karşı geliştirilen antikorlar vasıtasıyla kanser tedavisinde sağkalımı arttırarak devrim yaratmışlardır. Bağışıklık sistemimiz kanserli hücreleri tanıdıktan sonra kanser dokusu küçülmeye başlar ya da büyümesi durur. Hali hazırda melanom türünde cilt kanserlerinde, küçük hücreli olmayan akciğer kanserlerinde, hodgkin lenfomada ve böbrek kanserlerinde bu ilaçları kullanmaktayız. İsim vermek gerekirse ipilimumab, nivolumab ve pembrolizumab bunlardan başlıcalarıdır. Diğer kanserlerde de araştırmalar sürmekte ve oldukça iyi sonuçlarla ümit vaat etmektedir. Yan etki profili alerjik reaksiyonlara benzer. En ciddi yan etkisi ölüme yol açabilen ciddi akciğer reaksiyonudur. Ancak bilinmelidir ki bu yan etkiler konvansiyonel olarak kullanılan kemoterapilere göre çok daha az görülmektedir.

İnterferon ve İnterlökin

İnterferonlar ve interlökinler kanser tedavisinde kullanılan en eski ilaçlardan biridir. Bağışıklık sistemimizi değiştirerek ya da düzenleyerek kanserli dokunun büyümesini yavaşlatabilir. Melanom ve böbrek kanserlerinde sık kullanılır. Yan etkileri fazladır ve bazen ciddi olabilmektedir. Ancak son yıllarda daha kuvvetli ilaçlar ve farklı immünoterapiler keşfedilince terkedilmeye başlanmıştır.

Adoptif İmmünoterapi   

Bağışıklık sisteminin en önemli hücrelerinden T hücrelerinin eğitilmesiyle yapılan adoptif T hücre transferi kanserde tedavi seçenekleri arasına girmeye adaydır. Laboratuvarda eğitilen hastaya ait T hücreleri hastaya tekrar geri verilerek kansere karşı immün yanıt elde etmesi sağlanır.

Dentritik Hücre Aşısı

Dentritik hücreler kanserli dokunun antijenlerini en güçlü şekilde vücudumuzun savaşçı hücreleri olan T hücrelerine sunan hücrelerdir. Bu nedenle dendritik hücre tedavisi ileri evre kanser tedavisinde ya da kanser önlemede kullanılabilecek yeni bir metot olarak umut vaadetmektedir. Stanford Üniversitesi’nden Dr. Edgar Engleman yaptığı çalışmalarda dendritik hücrelerin kanserli farelerde tümörü yok ettiğini keşfetmiştir. Bu yöntemin insanlarda uygulanması hiç şüphesiz kanser tedavisinde bir devrim yaratabilir.

Onkolitik Virüs Tedavisi

Onkolitik virüs tedavisi genetik olarak değiştirilmiş canlı virüs (herpes virüs) kullanılarak yapılan yeni bir tedavi yöntemidir. Tümör hücreleri virüs ile infekte edilir ve kopyalanır. Ardından tümör hücreleri parçalanır. Ortaya çıkan antijenleri immün sistem hücreleri kolaylıkla tanıyarak kanser hücrelerine saldırır. Virüs normal hücreleri etkilemez dolayısıyla kişiyi hasta etmez. 2015 yılının kasım ayında ilk onkolitik virüs aşısı melanom adı verilen yüzeyel ya da lenf bezlerine sınırlı cilt kanserinde onayı alınarak talimogene laherparepvec ya da T-VEC jenerik ismiyle kullanılmaya başlanmıştır. Bu tedavi yöntemiyle yaklaşık %10 hastada tam yanıt adı verilen tümör kitlesinin tamamen yok olduğu olgulara rastlanmıştır.

T-Hücre Tedavisi

Bu tip immünoterapide hastanın kanından elde edilen T hücreleri laboratuvar ortamında özel reseptörlerle donatılır. Çoğaltılan bu özel T-hücreleri vücuda tekrar enjekte edilir. Bu sayede kanserli hücreleri tespit ederek onların ölümüne yol açar. Bu tip immünoterapiye şimerik antijen reseptörü (CAR) T-hücre tedavisi adı verilir. Bu tip immünoterapide GVHD adı verilen yan etki ile başa çıkmak için yöntemler aranmaktadır.

DOÇ. DR. ÖZCAN YILDIZ