Sitede Ara

Kornea Nakli Hakkında Merak Ettikleriniz

{%= Faq.Title %}

Gelişen teknoloji ve uygun doku saklama yöntemleriyle sayıları artan kornea naklinde en büyük avantaj, kan grubu uyumunun aranmaması.

Farklı hastalıklar neticesinde gözün kornea tabakasını etkileyen sorunların çözümünde kornea nakline başvuruluyor. Bu etkin yöntemi Medipol Üniversitesi Hastanesi hekimlerinden Doç. Dr. Mustafa Eliaçık anlattı. 

Kornea hastalıkları nelerdir? 

Korneayı tutan hastalıkları kabaca sınıflamak istersek ortaya çıkış zamanına göre doğumsal ve edinsel, hastalık etyolojilerine göre ise enfeksiyöz, enflamatuar, dejeneratif veya travmaya bağlı ortaya çıkanlar olarak sınıflandırabiliriz. Tüm bu sınıflamaların ulaşacağı en nihai nokta ise; korneanın fonksiyonunu yerine getirmesi için zaruri olan saydamlığını hasara uğratmasıdır. Yenidoğan döneminde ortaya çıkan kornea kaynaklı görme azalmasının en başta gelen nedeni anne karnında geçirilmiş bir takım enfeksiyonlardır. Bunu, anne babadan direk aktarılmak sureti ile ya da anne karnındaki mutasyonlara bağlı olarak bebeklerde doğumdan sonra ortaya çıkan yapısal veya metabolik hastalıklar takip eder. Yenidoğan döneminde tek ya da her iki taraf korneaları tutan hastalıklar görüntünün net bir şekilde görme korteksine iletimini sekteye uğramaktadır. Bu durumun ortaya çıkaracağı göz tembelliği görme yeteneği üzerine telafisi mümkün olmayan zararlar ortaya çıkarabilmektedir. Bunun yanında genetik geçişli birçok korneal hastalık ise kalıtım şekil ve tutulan kornea tabakasının tipine göre daha ileri yaşlarda klinik belirtiler vermekte ve konjenital hastalıklara göre daha tedavi edilebilir gözükmektedir.

Öte yandan, modern tıbbın ve antimikrobiyal ajanların hızlı gelişimi ile geçen yüzyılımızın ortalarına kadar dünyanın genelinde korneal körlüğün en önemli nedenlerinden biri sayılan trahom ve herpetik enfeksiyonların artık giderek daha arka sıralara gerilediğini gözlemlemekteyiz. 

Gelişmekte olan ve/veya tıbbi tedaviye ulaşma imkanı düşük nüfusun yaşadığı gelişmemiş ülkelerde paraziter, bakteriyel ve viral hastalıklardan kaynaklanan infektif nedenler yeni milenyumda da korneal körlüğün en başta gelen nedenlerindendir. Gelişmiş ülkelere enfeksiyöz ajanların yerini ise künt ya da kimyasal travmalar neticesinde, özellikle çocukluk çağında, ortaya çıkan korneal hasarlar ve korneanın dejeneratif hastalıkları almıştır.

Peki bu tarz korneal hastalıklar nasıl tedavi edilir?

Tedavide kullanılacak yöntemin belirlenmesi, hastaların gereksiz cerrahilerden korunması, cerrahi müdahaleye daha çok ihtiyacı olan kişilerin belirlenerek mevcut imkanların daha kontrollü kullanımının sağlanması ve en nihayetinde de tedavi sonuçları ile hasta beklentisinin paralelliğinin sağlanabilmesi için korneanın saydamlığını yitirmesine yol açan etyolojinin çok iyi bir şekilde ortaya çıkarılması  gerekmektedir. Doğumsal bir enfeksiyon neticesinde korneasında hasar gelişen bir hastaya gerçekleştirilecek kornea naklinin büyük ihtimalle sadece kozmetik sorunları çözebileceğinin bilinmesi gerekir. Cerrahi dışı ya da daha basit cerrahi yöntemler ile tedavileri gerçekleşebilecek keratokonus hastalıklarının gereksiz yere kornea nakline yönlendirilmemesi için bu konuda uzman kişilerce değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle hastalardan alınacak anamnez ile klinik muayeneden elde edilecek bulguların harmanlanması hayati öneme haizdir. Kornea nakli görmeyi düzeltmek, ağrıyı azaltmak ya da kozmetik amaçlar için yapılabilir. 

Nakil için uygun tabaka kimden, nereden alınabilir?

Ülkemizde kornea nakil cerrahileri için gereken korneaları temin etmekle görevli göz bankaları kurulmuş ve kurulmaya devam etmektedir. Göz bankaları kornea dokusunu ölüden almak, uygun besleyici ortamlarda saklamak, alınan dokunun nakle uygun olup olmadığını belirlemek ve doku nakli yapılacak merkezlere ulaştırmak ile yükümlüdür. Kornea dokusu çeşitli nedenlerle ölen ancak korneası sağlıklı yapıda olan kişilerden alınır. Korneaların kullanılabilmesi için kişinin ölüm nedeninin bilinmesi gerekir. Nakil yapılacak kişiye herhangi bir hastalık geçmemesi için vericinin kanında AIDS, bulaşıcı hepatit ve frengi gibi hastalıklara yol açan mikroorganizmaların varlığı araştırılır. Kornea damarsız bir doku olduğu için kan grubu uyumu gerekli değildir. İdeal olan ölümden sonraki ilk 12 saat içinde kornea alınmasıdır. Gelişen teknoloji ve uygun doku saklama yöntemleri ile ölüden alınan ve özel besleyici solüsyonlarda saklanan kornealardan göz bankalarındaki özel mikroskoplarla incelenip hücre özellikleri ve yapısı yeterli olanlar belirlendikten sonra 7 gün içinde bekleyen hastalara nakledilir. 

NAKİL GEREKTİREN DURUMLAR

  • Göz içi cerrahileri sonrası korneanın şeffaf kalmasını sağlayan endotel hücrelerinin hasar görmesi neticesinde iyileşmeyen kornea ödemi gelişiminde,
  • Korneanın inflamatuar olmayan ilerleyici dejenerasyonu keratokonus hastalığının ileri formlarında, f Kalıtsal geçiş gösteren bazı kornea hastalıklarında
  • Özellikle herpetik enfeksiyonlar sonrası korneada oluşan yara dokusu ve damarlanma problemlerinin oluşturduğu bulanık görmelerde,
  • Kimyasal ya da göz bütünlüğünü bozacak penetran ve künt travmalar nedeniyle kornea bulanıklığı veya bütünlüğü ağır derecede bozulduğunda,
  • Kornea nakli sonrası nakledilen dokunun reddi ve yeni kornea ihtiyacı doğduğunda nakil gereklidir. 

Ameliyat nasıl yapılır, riskleri nelerdir?

Kornea nakline ihtiyaç duyan hasta kliniğe başvurduğunda yapılacak değerlendirmede, kornea saydamlığını bozan hastalığı belirlemek ilk ve en önemli basamaktır. Bu sayede kornea naklinin tam kat mı yoksa kısmi mi yapılacağı, nakil sonrasında kornea dokusunun alıcı yatak kaynaklı red olup olmayacağı ya da mevcut hastalığın yeni nakledilmiş dokuda ortaya çıkıp çıkmayacağı büyük ölçüde ortaya konabilmektedir. Kornea nakillerinde tam kat ve konvansiyonel sütür cerrahisi ile yapılan temel tekniğin dışında günümüz popüler medikal uygulamalarından olan laser kullanılarak da yapılabilen korneanın yüzeyel kısmının (DALK) nakli ile yine uzun bir eğitim süreci gerektiren korneanın en iç tabakasının nakledildiği (DMEK) ve sütür gerektirmeyen nakil yöntemleri de bulunmaktadır. Kornea nakli eğer tam kat ve konvansiyonel sütür cerrahisi (open sky) ile gerçekleştirilecek ise hasta ve cerrahın konforunu arttırmak açısından genel anestezi altında yapılması daha uygun olacaktır. Kısmi kornea nakillerinde ise cerrahinin uzun sürmesi nedeniyle hasta ile cerrah arasında anestezi şekline karar verilmesi daha doğru olacaktır. Tüm göz cerrahilerinde olduğu gibi ameliyat sırasında, ameliyat sonrası erken dönem ve ameliyat sonrası geç dönemde yapılan cerrahi ve hasta kaynaklı nedenler ile birçok komplikasyona rastlanılabilmektedir. Bunlardan en önemlileri ameliyat sonrası erken dönemde endoftalmi (göz içeriğinin mikrop kapması) ve dokunun yeterliliğinin az olmasından kaynaklanan ve ameliyat sonrası geç dönemde nakledilen kornea dokusunun reddidir.

Görme kaybı olan herkes kornea naklinden fayda sağlıyor mu?

Görme kaybı olan tüm hastalar göz naklinden yarar sağlayamaz. Bunun en önemli nedeni kornea dışı göz dokularından kaynaklanan görme azlıklarının sadece kornea nakli ile düzeltilmesinin mümkün olmadığıdır. Unutulmamalıdır ki göz nakli terimi halk arasında yanlış algılandığı şekilde gözün tamamının nakli değil sadece kornea dokusunun nakli kast edilerek kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra göz ve görme fonksiyonlarının gelişim süreci olan 8 yaşına kadar (özellikle 4 yaş altında) gelişen korneal problemlere bağlı ortaya çıkan görme fonksiyon kayıplarının yerine konması yine bu kritik süreçin sonunda yapılan cerrahiler ile mümkün olmamaktadır.

Doku reddi nasıl anlaşılır, tedavi edilebilir mi?

Doku reddi ihtimali hiçbir zaman göz ardı edilmemeli ve özellikle hastalar reddin kendilerinde ne gibi şikâyetlere yol açabileceği konusunda bilgilendirilmelidirler. Nakil yapılan hastanın gözlerinde kızarıklık, ışık hassasiyeti, görmede azalma ve ağrı doku reddi olabileceğine dair belirtilerdir. Erken dönemde yapılan geri dönüşler sayesinde nakli gerçekleştiren cerrah doku reddi sürecini büyük bir oranda (%90) kortizonlu damla/ pomad tedavisi ile geriye döndürebilmektedir. Geç kalındığı durumlarda ya da ameliyat öncesi hastanın sahip olduğu bir takım korneal problemler neticesinde reddi engellemek için kullandığımız ilaçların etki edememesi yüzünden doku düzelmez ise ikinci ve hatta üçüncü kornea nakilleri gerekebilmektedir.