Sitede Ara

Kadın Hastalıkları ve Doğum

Kadın hastalıkları ve doğum bölümümüz alanında uzman akademik kadrosu ve ileri teknolojik donanımıyla hizmet vermektedir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümümüz; gebelik öncesi ve sonrası bakım, gebelikte rutin tarama testleri, infertilite (kısırlık), doğum kontrol yöntemleri, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kanser ve kanser öncesi lezyonlar, rahim ağzı yaraları, idrar kaçırma tedavisi, hormonal bozukluklar, ağrılı adet (dismonore), menopoz, yumurtalık kistine yönelik teşhis ve tedavi işlemlerini uygulamaktadır.

Perinatoloji (Yüksek Riskli Gebelik) Uzmanlığı

Perinatoloji, kadın hastalıkları ve doğum ana dalının yan dalıdır. Temel ilgi alanı fetus ve annedir. Sorunlu gebelikler veya gebelik sırasında yüksek risk oluşumu nedeniyle özelleşmiş bakım ve tedavi gereken durumların uzmanlık alanıdır. Bu alanda uzmanlaşmış kişiler “Perinatoloji Uzmanı” yani “Perinatolog” olarak adlandırılır.  

Perinatoloji uzmanı (anne ve fetusun doktoru), gebelikte görülen hipertansiyon (gebelik zehirlenmesi), diyabet (şeker hastalığı) gibi komplikasyonların yanı sıra annenin mevcut hastalıklarına eşlik eden gebelikleri izler; çoğul gebelikler, fetal büyüme kısıtlılığı, erken doğum ve tekrarlayan gebelik kaybı gibi durumların yönetimini sağlar. İleri düzey ultrasonografik taramaları ve kuşkulu durumlarda tanı yöntemlerini (koryon villüs biyopsisi, amniyosentez ve kordosentez) uygular. Tanıyı koyduktan sonra tedavisi olanaklı olan durumları tedavi eder.    

Ultrasonografi

Ultrason, ses dalgalarının 20.000 hertz üzerinde bir frekansta (saniyedeki devir) hareket etmesi olarak adlandırılır. 20. yüzyılın ikinci yarısında gebe uterus (rahim) ve içeriğinin görüntülenebilmesiyle gebe muayenesinde büyük bir yenilik başlamıştır. Bu gelişme fetal tıp uzmanlığının (perinatoloji) doğmasına neden olmuştur. Günümüzde yaygınlaşan ve hemen hemen altıncı his olarak kabul edilen ultrasonografi olmadan gebe bakımı neredeyse hayal bile edilemez.

Doğum öncesi bakımda ultrasonografi, gebeliğin ilk ve ikinci üç ayında fetal anatomik değerlendirmeyi ve anormallikleri tanımlamak için özelleşmiş çalışmaları içerir. Uluslararası ve Ulusal dernekler tarafından önerilen standartlara göre yapılan bir ultrasonografi değerlendirmesi fetusun anatomisi, fizyolojisi, gelişimi ve iyilik hali ile ilgili yaşamsal bilgiler sağlar. Ultrasondaki gerçek zamanlı görüntü plasenta, amniyotik sıvı, fetusun doku ara yüzleri ve sıvılardan geri yansıtılan ses dalgaları tarafından oluşturulur. Ultrasonografi, geçerli tıbbi bir gereklilik varlığında en düşük olası maruz kalma ve gerekli tanısal bilgiyi kazanma ilkesi (ALARA prensibi = as low as reasonably achievable) ile uygulanır. Tanısal ultrasonografi ile gebelikte bilinen olumsuz etkiler arasında nedensel bir ilişki gösterilmemiştir.

İlk Üç Ay Ultrasonografisi

Erken gebelik transabdominal, transvajinal ya da her ikisi de kullanılarak değerlendirilebilir. Bu dönemde yapılan ultrasonografinin amacı;  

  • İntrauterin (rahim içi) gebeliğin saptanması 
  • Kuşkulu dış gebeliğin değerlendirilmesi
  • Vajinal kanama nedeninin tanımlanması
  • Pelvik ağrının (kasık ağrısı) değerlendirilmesi
  • Gebelik yaşının hesaplanması
  • Çoğul gebeliklerin tanısı ve değerlendirilmesi
  • Kalp aktivitesinin saptanması
  • Koryon villus örneklemesi 
  • Rahim içi araçların yerinin belirlenmesi ve çıkarılmasında yardımcı olma
  • Yüksek riskli hastlarda anensefali gibi belirli fetal anomalilerin değerlendirilmesi
  • Down sendromu taraması için taraması ense saydamlığının translusensi ölçümüdür

Baş-popo mesafesi (CRL) gebelik yaşının en doğru biyometrik belirleyicisidir. Bu ölçüm, dikkatli yapıldığı takdirde gebelik yaşını 3-5 günlük bir farkla belirler. Gebelik kesesi, transvajinal sonografi ile 5. haftadan itibaren; kalp aktivitesi olan bir embriyo 6. haftadan itibaren güvenilir şekilde görüntülenebilir. Embriyo, kesenin ortalama çapı 20 mm’ye ulaştığında, transvajinal olarak görüntülenebilmelidir. Kalp hareketleri transvajinal muayene ile genellikle embriyo 5 mm’ye ulaştığında görülebilir. 7 mm altındaki bir embriyoda kalp aktivitesi saptanmadıysa bir hafta içinde tekrar muayene önerilir.

Ense Saydamlığı (NT)

İlk trimester kromozom anomalisi (Down sendromu) taramasının bir parçası olan ense saydamlığı (nukal translusensi= NT) değerlendirmesi geç ilk trimester ultrason incelemesi yapılan gebeliklerin sayısında büyük etkiye sahiptir. Cilt ile ensenin arkasındaki fetusun omurgasının üzerinde uzanan yumuşak dokunun arasında kalan saydam cilt altı doku alanının en geniş kalınlığıdır. 11-14. haftalar arasında belirli kriterler kullanılarak ölçülür. Ense kalınlığı artışında fetal kromozom anomalileri (Down sendromu) ve kalp anormalliklerini de içeren çeşitli yapısal anomaliler için artmış bir risk vardır. 

İlk Üç Ay Fetal Anomali Taraması

Seçilmiş bazı fetal anomaliler için risk artışı olan hastaların değerlendirilmesi ilk üç ay ultrasonografisinin diğer bir endikasyonudur. Bu alandaki araştırmalar anöploidi görüntülemesinin bir parçası olarak yapılan sonografiyle uyumlu olması için 11-14. haftalarda görülebilecek anatomi üzerine odaklanmıştır. Günümüzdeki teknolojiyle ortalama yaklaşık %40’lık bir saptama oranı ortaya çıkarmıştır. İlk üç ay ultasonografisi pek çok majör anomalinin saptanmasında güvenilir olmadığı için ikinci üç ay anatomik değerlendirmenin (ayrıntılı ultrasonografi) yerini almamalıdır.

İkinci Üç Ay Ultrasonografisi (Ayrıntılı Ultrasonografi)

Standart ultrasonografi muayenesinde anormal bulgular elde edilmişse tarama testi sonucu ya da özgeçmişte anomaliden kuşkulanıldığında hedeflenmiş muayene ile ayrıntılı anatomik değerlendirme yapılır. Hedeflenmiş muayene deneyimli bir operatör tarafından yapılıp yorumlanır. İkinci üç ay fetal anomali taraması için yapılan sonografinin duyarlılığı gebelik yaşı, annenin vücut yapısı, fetal pozisyon, cihaz özellikleri, muayene tipi, operatörün yeteneği, spesifik anomali gibi faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösterir. Örnek olarak maternal obezite, muayene tipinden bağımsız olarak fetal anomali saptama oranında %20 azalmayla ilişkilidir.  

Ayrıntılı fetal anatomik değerlendirme yapılması gereken durumlar;

  • Doğumsal, genetik veya kromozom anomalili doğum öyküsü
  • Bilinen veya kuşkulu fetal anomali ya da var olan gebelikte büyüme kısıtılılığı varlığı
  • Fetusta doğumsal anomali riskini artıran durumlar;
    • Annede gebelik öncesi veya gebeliğin 24. haftasından önce tanı koyulan diyabet varlığı 
    • Yardımla üreme teknolojisi (Tüp Bebek) ile gebe kalma
    • Yüksek vücut kütle indeksi (≥35 kg/m2)
    • Çoğul gebelikler
    • Anormal serum analit düzeyi (alfa-fetoprotein ve ankonjuge östriol)
    • Teratojen maruziyeti
    • İlk üç ay ultrasonografisinde ense saydamlığı artışı (≥3 mm)
  • Fetusta genetik veya kromozom anomalisi riskini artıran durumlar;
    • Ailede kromozomal veya genetik hastalık taşıyıcılığı
    • Doğumda anne yaşı ≥35 
    • Kromozom anomalisi için tarama testi (ilk ve ikinci üç ay testleri) pozitifliği
    • Ultrasonografide down sendromu belirteçleri varlığı (kalpte ve bağırsakta parlaklık vb.)
    •  İlk üç ay ultrasonografisinde ense saydamlığı artışı (≥3 mm) 
  • Fetusu etkileyen diğer durumlar 
    • Doğumsal enfeksiyonlar
    • Annede ilaç bağımlılığı
    • Kan uyuşmazlığı
    • Oligohidroamniyos (su azlığı)
    • Polihidroamniyos (su fazlalığı)

Bebekte yapısal anomaliler tüm gebeliklerin %2-3’ünde görülür. Bebekteki yapısal anomalilerin ultrasonografi ile taranması rutin gebelik öncesi bakımın bir parçasıdır. Yapısal anomalilerin saptanması, anomalinin yapısı, nedeni, prognozu ile gebelik öncesi veya sonrası tedavi şekilleri dahil durum ile bilgi sağlar. Yapısal anomaliler minör ve majör olmaz üzere iki grupta değerlendirilir. Ayrıntılı ultrasonografi değerlendirmesinin temel amacı majör anomali tanısıdır. Doğuma kadar yapılan sonografik değerlendirmelerde majör anomalilerin %80 – 90’ına tanı koyulur. Ayrıntılı sonografik değerlendirme için ideal gebelik haftası aralığı 18 – 22. hafta arasıdır, çünkü 22. haftadan sonra tanı koymanın yararı sınırlı hale gelir. 22. haftada yapılan ayrıntılı sonografinin doğumsal anomali yakalama duyarlılığı yaklaşık %80’dir. Ancak, özellikle beyin, iskelet ve bazı kalp anomalileri gebeliğin son üç ayında bulgu verebilmekteyken bazıları ise gebelik sırasında hiçbir bulgu vermeyebilir.  

Kromozom anomalileri ise özellikle 35 yaş üstü gebeliklerde sık görülür. Bunların içinde en sık görülen down sendromudur (mongol bebek). Ayrıntılı ultrason kromozom hastalıklarının kesin tanı yöntemi değildir. Bu inceleme ile down sendromlu fetusların %75’inde, 13 ve 18 trizomili bebeklerin ise %90’ında ilgili ultrason bulguları vardır. Tek gen hastalıkları adı verilen bir diğer grup hastalıkta birkaç durum dışında ultrason incelemesi bu hastalıkların tanı yöntemi değildir. Bu hastalıkların tanısı, hastalık için özel riski olan ailelerde amniyos sıvısından ya da plasentadan alınan örnekteki bebeğe ait hücrelerde yapılacak moleküler tanı yöntemleri koyulabilmektedir. Ayrıntılı ultrasonografi incelemesinde bebeğe ait yapıların dışında uteru (rahim) duvarına ait sorunlar, bebek sayısı, bebeğin canlılığı, bebeğin sıvısı miktarı da değerlendirilir. Bebeğin ölçümleri alınır ve gelişimi değerlendirilir. Doppler analizleri yapılarak bebeğin ve annenin kan akımları hakkında bilgi alınır. Ayrıca rahim ağzı uzunluğu ölçülerek erken doğum riski öngörülmeye çalışılır. 

Kromozom Anomalisi Tarama Testleri, Kombine (İkili), Üçlü/Dörtlü Test ve Anne Karnında Fetal DNA Testi

Gebeliklerin %2-3’ünde major konjenital anomaliler gebelik sırasında veya hemen doğum sonrasında tanımlanır. Bu anomaliler bebek ölümlerinin %20’sinden sorumludur ve erken doğumu geride bırakarak bebek ölümlerinin en sık nedenidir. Prenatal (doğum öncesi) tanı, bebekteki malformasyonları, doğum defektlerini, kromozom anomalileri ve diğer genetik sendromları tanımlayan bilimdir. Gebelik öncesi tanının amacı; kısa ve uzun dönem prognoz, tekrarlama riski ve potansiyel tedavi ile ilgili doğru bilgiyi sağlayarak danışmanlık hizmetlerini geliştirmek ve sonuçları iyileştirmektir.

Normal bir insan hücresi 46 kromozom içermektedir. Kromozom anormallikleri kromozom yokluğu veya bir kromozom eklenmesi sonucu oluşur. Her bir kromozom çok sayıda gen içerdiği için genetik materyalin kaybı veya ilavesi genin işlevini belirgin şekilde bozabilir. Büyük miktarda genetik materyalin kaybı canlı olmayan bir gebeliğe veya yaşamı kısıtlanmış bir yenidoğana neden olabilir. Kromozom anormallikleri yaklaşık 150 canlı doğumda 1 görülmektedir. Erken gebelikte daha sıktır ve erken gebelik kayıplarının büyük kısmının nedenidir. Sıklığı anne yaşı ile artmaktadır fakat herhangi bir yaştaki hastayı etkileyebilir ve ırk veya etnik köken ile ilişkili değildir. Trizomi 21 (down sendromu) canlı doğan bebeklerde en sık görülen kromozom anormalliğidir ve 700 canlı doğumda 1 görülür.   

Kromozom anomalilerinin tanısı için tasarlanan gebelik öncesi tarama testlerinin amacı gebenin kromozom bozukluğu, özellikle down sendromu (trizomi 21) olan bir bebeğe sahip olma riskini belirlemektir. Anne kanında serbest fetal DNA testi haricinde bütün birinci ve/veya ikinci üç ay tarama testleri sonucunda bileşik olasılık oranı hesaplanır ve bu oran anne yaşına bağlı risk ile çarpılır. Her hastaya özgü bir risk belirlenir ve bu risk oran olarak ifade edilir—1:X. Bununla birlikte her tarama testinin “pozitif” veya anormal olarak dikkate alınan bir eşik değeri vardır. İlk ve ikinci üç ay tarama testleri için bu eşik değer laboratuvarlar arasında farklı olsa da genellikle 250’ de 1’dir (1/250). Tarama testi pozitif olan hastalara fetal karyotip tayini amacıyla koryon villüs örneklemesi veya amniyosentez tanısal test öncesi olarak önerilir.

İlk Üç Ay Tarama

En sık kullanılan ilk trimester tarama protokolü, sonografik ense saydamlığı (nukal translusensi) ile iki maternal serum belirtecini kombine eder. 11 ile 14. haftalar arasında yapılır.

Ense Saydamlığı (NT)

İlk üç ay kromozom anomalisi (down sendromu) taramasının bir parçası olan ense saydamlığı (nukal translusensi= NT) değerlendirmesi; geç ilk üç ay ultrason incelemesi yapılan gebeliklerin sayısında büyük etkiye sahiptir. Cilt ile ensenin arkasındaki fetusun omurgasının üzerinde uzanan yumuşak dokunun arasında kalan saydam cilt altı doku alanın en geniş kalınlığıdır. 11-14. haftalar arasında belirli kriterler kullanılarak ölçülür. Ense kalınlığı artışında, fetal kromozom anomalileri (down sendromu) ve kalp anormalliklerini de içeren çeştili yapısal anomaliler için artmış bir risk vardır. 

NT ölçümü baş-popo mesafesi (CRL) 38-84 mm arasındaki iken yapılır. NT ölçümü, anöploidi taramasında kullanılan serum belirteçlerine benzer şekilde gebelik yaşına özgü ortalamanın katı olarak ifade edilir. NT artışı fetal bir anomaliden çok artmış riskle ilişkili bir belirteçtir. NT ölçümü anormal şekilde büyükse böyle fetusların yaklaşık üçte biri bir kromozom anomalisine sahip olacaktır ve bu olguların yarısı down sendromudur. Tek başına kullanıldığında NT ölçümü %5 yalancı pozitiflik oranıyla down sendromu olgularının %64 ile 70’ini saptayacaktır. Artmış NT ölçümü ayrıca diğer kromozom anomaliler, genetik sendromlar ve özellikle fetal kalp anomalileri olmak üzere çeşitli doğum defektleri ile ilişkilidir. Bu nedenle nukal translusensi 3,5 mm veya üzerinde ölçüldüğünde fetal karyotiplemeye ek olarak hedeflenmiş sonografik değerlendirme, fetal ekokardiyografi veya her ikisinin yapılmalıdır. 

Serum Belirteçleri (İkili Test)

İlk üç ay kromozom anormalliği taramasında kullanılan iki analit human koryonik gonadotropin—intakt veya serbest βhCG ve gebelikle ilişkili plazma protein A’dır (PAPP-A). İlk üç ayda, down sendromlu bir fetusta serum hCG düzeyleri yüksek, PAPP-A düzeyleri düşüktür. Her iki serum belirtecinin düzeyi trizomi 18 ve 13 varlığında düşüktür. Gebelik yaşı doğrulandıktan sonra NT ölçümü yapılmaksızın bu iki serum belirtecinin kullanımı ile %5 yalancı pozitiflik oranı ile Down sendromu saptama oranı %67’ye ulaşır.

Kombine Birinci Trimester Tarama Testi

En sık kullanılan ilk üç ay tarama protokolü, NT ile serum hCG ve PAPP-A ölçümünü kombine eder. Down sendromu belirleme oranı %5’lik bir yalancı pozitiflik oranıyla birlikte %79 ile %87 arasındadır. Trizomi 18 ve 13 saptama oranının %2’lik yalancı pozitiflik oranı ile %90 olduğu bildirilmiştir. 

İkinci Üç Ay Tarama (Dörtlü ve Üçlü Test) 

Dörtlü Test

Dörtlü testte anne kanında biyolojik belirteçler olan Alfa-Fetoprotein (AFP), ankonjuge östriol (uE3), serbest veya total human koryonik gonadotropin (hCG) ve dimerik inhibin A (DIA) düzeyleri ölçülür. Down sendromu olgularında serum AFP ve UE3 düzeyleri azalırken, hCG ve DIA düzeyleri yükselir. İdeal olarak 15 ile 19. haftalar arasında yapılır fakat 23. haftaya kadar yapılabilir. Down sendromunu saptama oranı %5 yalancı pozitiflikle %75 – 80’dir.     

Üçlü Test

Down sendromu riskini belirlemek için gebeliğin 15 ile 23. haftaları arasında (ideali 15 – 19. haftalar arasında) anne kanında AFP, serbest veya total hCG ve uE3 düzeyleri ölçülür. Down sendromunu saptama oranı %5 yalancı pozitiflikle %60 – 70’dir.    

Anne Kanında Fetal DNA Testi

Fetal DNA plasentanın sitotrofoblast hücrelerinden dolaşıma salınır ve gebeliğin 7. haftasından itibaren annenin kanında saptanabilir. Anne kanındaki hücre dışı DNA’nın %3-6’sını oluşturur ve gebelik ilerledikçe bu oran artar. Sağlam fetal hücrelerin aksine, hücre dışı fetal DNA anne kanından dakikalar içinde temizlenir. Doğumdan 6 saat sonra anne kanında saptanamaz. 

Hücre dışı fetal DNA’nın klinik uygulamalarından bazıları kan grubunun belirlenmesi, fetal cinsiyet tayini ve otozomal trizomilerin saptanmasıdır. Anne kanından serbest fetal DNA elde edilmesiyle fetal down sendromu ve diğer otozomal trizomiler gebeliğin 10. haftası gibi erken bir dönemde saptanabilir. Test 10. gebelik haftasından itibaren uygulanabilir ancak erken uygulamadan kaçınılmalı ve öncelikli olarak 11 – 14 hafta ultrasonografisi yapılmalıdır.  Hücre dışı fetal DNA testinin yapılması gereken durumlar şunlardır;

  • Doğumda 35 yaş ve üzerinde olacak kadınlar
  • Artmış fetal anöploidi riskini gösteren sonografik bulgular (ekojenik bağırsak, ekojenik kardiyak odak, pelviektazi vb.)
  • Önceki gebeliğinde trizomi 21, 18 veya 13 öyküsü olanlar
  • Hasta veya eşinde trizomi 21 veya 13 riskinde artışa yol açan dengeli robertsonian translokasyon taşıyıcılığının varlığı
  • Anormal birinci, ikinci veya kombine birinci ve ikinci üç ay tarama test sonucu varlığı

İlk üç ay tarama testinde ense saydamlığı artışı, fetal anomali varlığı ve tarama testinde kombine riskin 1/50’den yüksek olduğu gebeliklerde doğrudan tanı testi, 1/50-1/1000 arasında olduğu ara risk grubunda hücre dışı fetal DNA taraması önerilmelidir. Riskin <1/1000 olduğu grup ise düşük riskli olarak kabul edilip ileri test gerekmeksizin rutin gebelik izlemi önerilebilir.

Tekil gebeliklerde %0,5’lik yanlış pozitiflik oranı ile trizomi 21 (down sendromu), trizomi 18, trizomi 14 ve monozomi X için yakalama oranları sırası ile %99.5, %97.7, %96.1 ve %90.3’tür. Bu yeni teknolojinin tarama testi olarak kullanımı yakın geçmişte klinik olarak uygun hale gelmesine rağmen tanısal bir test olarak değerlendirilmemektedir. Test öncesi danışmanlık verilmesi önerilmektedir. Anormal sonuç elde edilirse genetik danışmanlık verilmeli ve tanıyı doğrulamak amacıyla tanısal test (amniyosentez/kordosentez/koryon villüs örneklemesi) önerilmelidir. 

İkiz gebelik olgularında 2020 yılında yapılan bir meta-analizde trizomi 21, trizomi 18 ve trizomi 18 için yakalama oranları sırasıyla %98.8, %93.5 ve %75 olarak bulunmuştur. Uluslararası dernekler tarafından çoğul gebeliklerde kullanımı önerilmektedir. Üçüz ve daha yüksek sayılı gebeliklerde kullanımı ile ilgili veriler kısıtlıdır.    

Hücre dışı fetal DNA testlerinin kullanımında birkaç kısıtlılık vardır. Plasenta hücreleri kullanıldığı için sınırlı plasenta mozaisizmi fetal karyotipe yansıtmayan anormal sonuçlar verebilir. Benzer şekilde çoğul gebeliklerde ve ikizlerden birisinin düşmesi durumlarında da sonuçlar doğru çıkmayabilir. Örnekteki fetal DNA seviyesi yetersizliği (%1 – 5) nedeniyle sonuç vermeyebilir. Bu durum obez kadınlarda daha sık görülür. Bu durumda izlenmesi gereken yol;

  • Testin tekrarlanması – Olguların %60 – 80’inde sonuç verir
  • Standart serum/ultrason taraması
  • İnvaziv işlem (amniyosentez, koryon villüs örneklemesi) ve tanı testi (karyotip/microarray)  

Ancak, son yıllarda yapılan birkaç çalışmada hücre dışı fetal DNA testinin başarısız olduğu olgularda anöploidi (trizom 21) riskinin beklenenden daha yüksek olduğu bu nedenle tanı testi (karyotip) yapılması önerilmektedir. 

Gebelik Zehirlenmesi (Gebeliğin Hipertansif Hastalıkları, Preeklampsi)

Hipertansif hastalıklar tüm gebeliklerin %5 ile %10’unda görülür. Anne ölüm oranlarına fazlasıyla katkıda bulunarak, kanama ve enfeksiyon ile birlikte anne ölümlerinin en sık nedenidir. Gelişmiş ülkelerde anne ölümlerinin %16’sı hipertansif hastalıklara bağlıdır. Gebelik sırasında kan basıncı yüksekliğinin yani hipertansiyonun 4 önemli nedeni vardır;

  • Preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) – gebeliğin 20. haftasından sonra yeni başlangıçlı hipertansiyon (sistolik kan basıncı 140 mmHg, diastolik kan basıncının 90 mmHg’nın üzerinde olması) ve organ hasarı varlığı preeklampsi olarak tanımlanır. Böbrekler (idrarda aşırı protein çıkışına neden olur), karaciğer ve beyin (baş ağrısı, görme bozuklukları ve epilepsi benzeri nöbetlere yol açar) gibi birçok organı etkileyebilir. Doğumdan sonra da meydana gelebilir. Organ hasarı tipik olarak doğumdan sonra birkaç gün ile hafta arasında iyileşir.   
  • Gestasyonel hipertansiyon (geçici hipertansiyon) – İlk kez gebeliğin 20. haftasından sonra preeklampsi belirti veya bulguları olmadan tansiyon (sistolik kan basıncı 140 mmHg, diastolik kan basıncının 90 mmHg’nın üzerinde olması) yüksekliğinin saptanmasıdır. Bu gebelerin yaklaşık yarısında preeklampsi yani gebelik zehirlenmesi gelişir.    
  • Kronik hipertansiyon – gebelikten öncesi veya gebeliğin 20. haftasından önce tanı koyulan tansiyon yüksekliğini tanımlar. 
  • Kronik hipertansiyon zemininde gelişen preeklampsi – kronik hipertansiyonu olan bir gebede gebeliğin 20. haftasından sonra preeklampsi gelişimini tanımlar.      

Hipertansiyonla birlikte tek başına ya da kronik hipertansiyon zemininden gelişen preeklampsi sendromu en tehlikelisidir. 

Preeklampsi (Gebelik Zehirlenmesi) Nedir?

Preeklampsi yalnızca gebe ve lohusalarda meydana gelen bir hastalıktır. Gebeliğin 20. haftasından sonra tanı koyulan yeni başlangıçlı hipertansiyon ve organ işlev bozukluğu (böbreki karaciğer, akciğerler, beyin ve kan) karakterizedir. Kan basıncı 140/90 mmHg ve üzerinde ölçüldüğünde hipertansiyon tanısı koyulur. Ancak, tanı koymak için tek bir ölçüm yeterli değildir. En az 4 saat ara ile iki kez yapılan ölçümde sistolik kan basıncı ≥140 veya diastolik kan basıncı ≥90 mmHg olmalıdır. 

Preeklampsi gebeliklerin %3 – 4’ünde meydana gelir. Bu olguların %90’ı gebeliğin 34. haftasından sonra görülür.   

Preeklampsi İçin Kimler Yüksek Riske Sahiptir?

Preeklampsi herhangi bir gebede gelişebilir. Ancak bazı gebelerde preeklampsi gelişme riski yüksektir. Aşağıdakilerden bir veya daha fazlasına sahip gebelerde preeklampsi gelişme riski yüksektir;   

  • İlk gebelik (düşük ve kürtajlar hariç) 
  • Gebelikten önce kronik hipertansiyon, böbrek hastalığı, lupus veya diyabet varlığı 
  • Önceki gebelikte preeklampsi öyküsü
  • Gebelik şekeri (gestasyonel diabet)
  • Çoğul gebelik
  • Annesi veya kız kardeşinde preeklampsi öyküsü
  • Gebelik sırasında yaşın <20 veya >35 olması
  • Obezite (şişmanlık) 

Preeklampsinin Nedeni Nedir?

Preeklampsi gebeliğin çok erken döneminde plasenta (bebeğin eşi) gelişimindeki anormalliklerden kaynaklanır. Plasenta annenin rahmine yeterince yapışamaz ve anneden sağlıklı bir kan desteği alamazsa bebek gelişimi için gerekli olan besinler ve oksijen yetersiz kalır. Bu özellikle bebeğin çok hızlı büyüdüğü gebeliğin 20. haftasından sonra sorun oluşturur. Annenin vücudundaki (böbrekler, karaciğer ve beyin) kan damarlarında hasar gelişimine yol açan olaylar zinciri meydana gelir ve preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) olarak adlandırılan klinik sendroma neden olur. Bunun neden bazı kadınlarda gelişirken bazılarında gelişmediği tam olarak anlaşılamamıştır.      

Preeklampsinin Belirti ve Bulguları Nelerdir?

Gebelik zehirlenmesi olan birçok kadında hastalığın belirtisi yoktur. Bu nedenle her gebelik muayenesinde özellikle gebeliğin ikinci yarısında, kan basıncı (tansiyon) ölçümü yapılmalıdır. Anne –gebelik zehirlenmesi olan çoğu kadında orta derece kan basıncı yüksekliği ile idrarda küçük bir miktar protein kaçağı vardır ve hastalığın herhangi bir belirtisi yoktur. Ancak, preeklampsi gebelik süresince daha iyi hale gelmez ve kötüleşebilir. Bu genellikle birkaç gün ile hafta arasında gerçekleşir fakat çok daha çabuk gelişebilir. Preeklampsinin şiddetlendiğini gösteren birkaç belirti ve bulgu vardır. Bu bulgulardan birinin varlığı bile hastalığın şiddetli olduğunu gösterir.  

Hastalığın şiddetli evreye ilerlediğini gösteren belirtiler;

  • İnatçı şiddetli baş ağrısı 
  • Görme sorunları (bulanık veya çift görme, sinek uçuşmaları, ışık çakmaları, görme kaybı)
  • Yeni başlayan nefes darlığı (akciğerlerde sıvı birikmesine bağlı)
  • Karında orta hatta veya sağ üst kadranda ağrı (mide yanmasına benzer)

Hastalığın şiddetli evreye ilerlediğini gösteren bulgular;

  • Kan basıncının yani tansiyonun ≥160/110 mmHg olması. Bu durumda inme riski artmıştır.
  • Anormal böbrek testler (ör. serum kreatinin >1,1 mg/dl)
  • Düşük trombosit (pıhtılaşma hücreleri) sayısı (<100.000/ml)
  • Karaciğer anormallikleri (kan testleri ile saptanır) 
  • Akciğer ödemi (akciğerlerde sıvı birikimi)
  • Nöbet (epilepsi nöbeti) (preeklampsi olan bir gebede konvülziyon olmasıdır, bu durum eklampsi olarak tanımlanır) 

Bebek – Preeklampsi, bebeğin plasentadan yeterli besin ve oksijen almasını engelleyebilir. Bu durum bebekte aşağıdaki bulgulara neden olur;

  • Anormal bebek iyilik hali testleri (bebeğin kalp atışının bozulması)
  • Bebeğin kilo alımında yavaşlama
  • Bebeğin suyunda azalma
  • Bebeğin göbek kordonundaki kan akımında azalma

Preeklampsi Önlenebilir mi?

Preeklampsi gelişimini öngörecek bir test ve önleyecek bir yol yoktur. Preeklampsi gelişme riski olan gebelerde aspirin kullanımı ile risk azaltılabilir. Düşük doz aspirin (150 mg/gün, gece yatmadan önce) genellikle gebeliğin ilk üç ayında (12 – 14. haftalarda) başlanır ve üçüncü üç ayına (genellikle 36. Haftada sonlandırılır) kadar kullanılır.   

Düşük doz aspirin kullanımında yarar görme olasılığı olan gebeler şunlardır;

  • Önceki gebeliğinde preeklampsi öyküsü olanlar
  • Çoğul gebelikler
  • Kronik hipertansiyonu olan gebeler
  • Tip 1 veya 2 diyabeti olan gebeler
  • Böbrek hastalığı varlığı
  • Otoimmün hastalığı (antifosfolipid sendromu, sistemik lupus eritematozusu) olanlar

Daha düşük riske sahip gebelerin de düşük doz aspirin kullanımında yarar görme olasılığı olsa da tüm gebelerde kullanımı önerilmemektedir. Gebelik sırasında düşük doz aspirin kullanımının belirgin bir yan etkisi yoktur. 

Preeklampsi Nasıl Tedavi Edilir?

Preeklampsinin tedavisi doğumdur. İlaç tedavisi kan basıncını düşürebilir ve böylece annede inme riskini azalır fakat bu tedaviler plasentadaki altta yatan anormallikleri düzeltmez ve bu nedenle hastalığın ilerlemesini engellemez.   

Preeklampsi ile komplike gebeliğin yönetimi gebelik yaşına ve hastalığın şiddetli özelliklerinin olup olmamasına bağlıdır. Doğum şekli (normal veya sezaryen doğum) bebeğin pozisyonu, rahim ağzı açıklığına ve bebeğin sağlık durumu gibi faktörlere bağlıdır. Çoğu durumda normal doğum olasıdır. 

Doğumdan Sonra Ne Olur?

Doğumdan sonra genellikle birkaç gün veya hafta içinde yüksek kan basıncı ve idrarda protein atılımı düzelir. Kan basıncı birkaç hafta veya ay hafifçe yüksek olabilir fakat bu durum genellikle zararsızdır. Şiddetli tansiyon yüksekliği tedavi edilmelidir ve bazı kadınların hastaneden taburcu edildikten sonra yüksek kan basıncı nedeniyle ilaç kullanmaları gerekir. Kan basıncı normale döndüğünde tedavi kesilir (genellikle 6 hafta içinde).  Doğumdan 12 hafta sonra kan basıncı yüksek kalmaya devam ediyorsa preeklampsi ile ilişkili değildir ve uzun süreli tedavi gerekebilir.  

Preeklampsi öyküsü olan kadınlarda yaşamın ileri dönemlerinde kalp-damar hastalığı riski artmıştır. Yaşam stili değişiklikleri (sağlıklı diyet, obezite ve sigaradan kaçınmak) ve lipid bozuklukları, diabet ve hipertansiyonun yönetimi kalp-damar hastalığı riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir.       

Sonraki Gebelikte Preeklampsi Tekrarlanır mı?

Preeklampsi gelişen kadınların sonraki gebeliğinde preekalmpsi gelişme riski artmıştır. Miada yakın şiddetli özellikleri olmayan preeklampsi geçiren kadınlar sonraki gebeliklerinde preeklampsi gelişme riskinde yalnızca %5’lik bir artışa sahiptir. Ancak, şiddetli preeklampsi gelişen ve gebeliğin 30. haftasından önce doğum yapan kadınların sonraki gebeliklerinde preeklampsi gelişme riski yüksektir (%70).     

Uluslararası tıp alanındaki güncel uygulamaları bünyesinde barındıran bölümümüz; alanında uzman doktorları, ileri teknolojik donanımı, modern cihazlardan oluşan doğum odaları, konforlu hasta odaları ve anne adaylarına özel LDRP (Labor Delivery Recovery Postpartum) odalarıyla kaliteli sağlık hizmeti sunmaktadır.

LDRP Odaları (Doğum Salonu)

Anne Adaylarına Ev Ortamı Rahatlığında Doğum

Bir bebeği dünyaya getirmek duygusal bir yolculuktur. Bu unutulmaz deneyim için rahat ve stressiz bir ortam oldukça önemlidir. LDRP ( Labor Delivery Recovery Postpartum) doğum sancılarının, doğumun ve doğum sonrası iyileşme sürecinin aynı odada gerçekleşmesini sağlayan konforlu bir ünitedir.

Anne ve bebeklerin hastaneden ayrılana kadar aynı yerde kaldıkları LDRP odaları, doğum deneyiminin olabildiğince sorunsuz ve dinlendirici olmasını sağlamaya yardımcı olur.

Uluslararası kalite standartlarındaki odalarımız tüm ihtiyaçlarınızı karşılayacak ileri teknolojik donanıma sahiptir. Odalarımızda ayrıca misafirlerinize özel banyo, televizyon ve elbise dolabının yer aldığı ayrı bir bölüm bulunmaktadır. LDRP odasında kaldığınız süre boyunca doğum süreçleriniz size özel doktor, hemşire ve ebe eşliğinde gerçekleşir.

LDRP Odalarını Neden Tercih Etmelisiniz?

  • Doğum anne adayı yatağından kalkmadan ve odasından çıkmadan LDRP odasında gerçekleşir.
  • Odalarımız anne adayının mahremiyetini sağlayacak şekilde tasarlanmıştır.
  • Her odamız anne adayının kendini evinde hissetmesini sağlayacak şekilde dizayn edilmiştir.
  • Odalarımızda pilates topları, doğum tabureleri gibi doğum sırasında ağrıyı hafifletecek yardımcı araçlar bulunmaktadır.
  • LDRP odalarımız anne adayının yakınlarıyla birlikte kalmasına imkan sağlayan konforda hazırlanmıştır.
  • Bebeğin ilk muayenesi annenin yanında yenidoğan uzmanı tarafından LDRP odasında yapılmaktadır.
  • Bebek hastanede kaldığı süre boyunca annesiyle birlikte LDRP odasında kalmaktadır. 

LDRP Odalarımızda Neler Bulunmakta?

  • Hidroterapi destekli banyo alanı
  • Mutfak
  • Doğum yatağı
  • Yatağa dönüşebilen koltuk
  • Hemşire çağrı sistemi 
  • Elbise dolabı 
  • Klima
  • Minibar
  • Yemek masası
  • Şifreli kasa
  • Televizyon
  • İnternet
  • Kişisel bakım setleri

 

Detaylı Bilgi ve İletişim

LDRP odalarımız hakkında daha fazla bilgi edinmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.  Detaylı bilgi için 444 70 44 numaralı çağrı merkezimizi arayabilir veya iletişim formunu doldurabilirsiniz.

 

Galeri

Kadın Hastalıkları ve Doğum Doktorlarımız